Alper Canıgüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alper Canıgüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2017 Çarşamba

Kan ve Gül



Ara ara süprizler yaparak hayatımıza gire caaanım Alper Canıgüz. O kadar severek okuyorum ki kitaplarım her biri bittiğinde bir hüzne kapılıyorum. Yenisi gelene kadar bekleyeceğiz artık napalım diyerek.

Biraz "Tatlı Rüyalar" hissiyatı yaşattı bana fikir olarak ama yine kendini hızlıca, gülerek eğlenerek okuttu. Ana karakterimiz Aziz, bir kaza sonucu gözlerini bundan 20 yıl öncesine açıyor. Tabii ki yine ayarında absürdlüklerle sayfaları peşisıra çevirmenizi sağlıyor. 20 yıl öncesini, üniversite hayatını daha sonrasında başına gelecekleri bilerek yaşayan karakterimiz Aziz, geleceğinin yönünü değiştirebileceğini düşünerek türlü girişimlerde bulunuyor ve bazı öğrenmemesi gereken kafasını karıştıran kapılar açıyor.


Kitap adını İskender Doğan'ın şarkısından alıyor ve karakterimiz hem günümüzde hem de geçmişte dokunuyor İskender Doğan'a. Yine her kitapta bahsedilen, Kız Tevfik, Tahtakafa ve diğerleri için Canıgüz'e teşekkürleri bir borç bilirim, zira kitapta nerde ne zaman karşıma çıkacaklarını heyecanla bekliyordum.

19 Eylül 2013 Perşembe

Alper Kamu Cehennem Çiçeği

Alper Canıgüz'ün yeni bir kitabı çıkınca tabi ki vakit kaybetmeden kitabı alıp okuyacaktım. Hatta geç kaldım bile denilebilir. Kitapçılarda defalarca elime alıp alıp "ama evde daha okunmamış yığınlarca kitap var" deyip her defasında bırakıyordum. Ama en son teşebbüsümde kendime hakim olamayıp aldım ki nitekim 4 gün içinde de bitirdim.

Alper Kamu'nun yeni hikayesi bu sefer biraz iç burkucu ama. Aradan yıllar geçmiş Alper Kamu'nun yaşı yine 5 kalmış ama kendi büyümüş sanki. Ya da Alper hep böyleydi zaten.

Bu defa iki ayrı ölüm kafasını karıştırıyor minik kahramanımızın. Komşu çocuğu Mehmet'in öldürülüşü ve amcası Nebi'nin vefatı. Her ikisinin ardındaki sırları büyük bir ustalıkla açığa çıkarıyor tabi enfes zekasıyla. Fakat her ikisinin ardından çıkan sırlar da Alper'de dönüşü olmayan etkiler bırakıyor. Kitabın arka kapağında da  dediği gibi "insanlar doğar, ölür ve sonra büyürler."

" ..."Yok" dedim, "hepsi o değil. Bir de o 1 Mayıs gösterilerinde ananız babanız yaşında insanların üstüne kurt köpekleriyle, biber gazlarıyla falan saldırmaya hiç utanmıyor musunuz, onu merak ettim." ..."

"..." Adalet ancak kıyamet koptuktan sonra, Ahiret Günü'nde yerini bulacaktır." dedi Dilek Abla sakince. Ve ardından, dudaklarında bir tebessüm, kanımı donduran son sözünü söyledi. "Adaleti bu dünyada arayan yalnızca belasını bulur!" " 

9 Şubat 2012 Perşembe

Gizliajans

Alper Canıgüz'ün halihazırda yazılmış tüm kitaplarını bitirmiş olmanın üzüntüsü içerisinde olduğumu belirterek başlıyorum. Kapanış biraz sönük oldu ama. Oğullar ve Rencide Ruhlar ile Tatlı Rüyalar'dan sonra en az onlar kadar absürddü yine ama onlar kadar etkileyici olmadı benim için. Alper Canıgüz kitaplarında en sevdiğim şey ise kitabın arka kapağının okunduğunda insanda heyecan yaratması ama kitabın içeriğinin bambaşka bir dünya olması. Gizliajans'ta kitabın konusuyla ilgili olarak beklediğimden fazlasını buldum.Yine uç örnekler, yine çok komik. Gizliajans'ta işe başlayan Musa'nın başına gelenler, paravan bir şirket, dönen gizli dolaplar, İstanbul'da başlayıp Yunanistan'a uzanan bir hikaye. Yalanlar, yalanlar, yalanlar... İnce ince işlenmiş bir hikaye ama sonu ve hikayenin tasarlanış sebebi beni pek tatmin etmedi. 
Aşk, Küçük Prens, Kaan Sezyum, uzaylılar, Yunan Adaları... Yine birbirinden kel alaka şeyler. Bu arada her üç kitapta da bahsedilen, Kız Tevfik, Tahtakafa ve diğerleri için Canıgüz'e teşekkürleri bir borç bilirim, zira kitapta nerde ne zaman karşıma çıkacaklarını heyecanla bekliyordum. Bir de Sayfa 63'te "Korkma ben varım" diyerek Murat Menteş'e bir selam çakılmış gibime geldi, güldüm kendi kendime. Hakan Günday'ın Azil'inden sonra çerez gibi bir çırpıda bitti ama Canıgüz ne zaman bir kitap yazar da okuruz telaşı sardı bile şimdiden...
"...İki insanı, bir üçüncüyü ezmek kadar birbirine yaklaştıran bir şey var mıdır şu dünyada?.."

"Ajansın kapısına varmıştık. Kuzey Kutbu'na adım atmadan önce durup ona döndüm. 'Neden burada çalışıyorsun Sanem?' Ve ismin dudaklarımı yakıyor, neden?..."

" Gerçekten de söylediklerini anlamamı istemediği zamanlarda, mesela birilerine benim nege kagadagar agaptagal vege pıgısıgırıgık bigir şegey olduğumdan falan dert yanarken kullanırdı bu dili."

"Dehşet içinde ona baktım. 'Şey... Bu işi yaparken alkol almasak daha iyi olmaz mı?' -'Korkma,' dedi Fezai Aydıntürk. 'Ben bu aleti götümle bile kullanırım'..."

“sanem hanım. sanem. evlen benimle sanem. kadınım ol benim. yasadıgım tüm acıları, yaptıgım bütün kötülükleri, pismanlıklarımı, hatalarımı akla. basına çiçekten taçlar yapayım, sana siirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. bazı aksamlar dvd’de film seyredelim seninle. birlikte hüzünlenelim, birlikte gülelim. sanat galerileri gezelim. sen benden daha çok anla modern sanatı. gördügümüz eserlerin ne anlama geldigini açıkla bana, ben basımı sallayayım. ah ben ne aptalmısım! nasıl olup da varlıgından kuskuya düsmüsüm? oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dısında ne anlamı olabilirdi ki? bak simdi her sey ne kadar açık görünüyor oysa. ilk görüste aska inanırsın, degil mi sanem? evet, çok dogru. ben de baska türlüsüne inanmam zaten. biliyor musun sanem, ben seni hep severim. her gün daha çok severim. bak mesela pencerenin önüne bir kus konar ben seni severim, bir tren yolculugunda pencereden dısarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden, hangi uzak hatıraya ait oldugunu bir türlü çıkaramadıgım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kus sıçar ben yine seni severim… anlıyor musun beni? sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. diyelim yazlık bir yere gitmisizdir de, bir aksam sen çok hos bir tunik giymissindir, oradaki bütün erkekler bayılır sana, hemen asık olur. ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. ama belli etmem. ama sen yine de sezersin. öyle bir laf edersin ki ben, benden baska hiç kimseye bakmayacagını anlarım. o kadar da incesindir. bir de bir iyilik rica edecegim senden. gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçagın adını söyle bana. söyle ki, ona hemen düello sahitlerimi göndereyim. silah seçimini o yapsın. evet. utanarak kabul ediyorum ki, bunu bir yerde okudum. ama ne fark eder? bütün siirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? sarkılar senin için söylenmedi mi? masumların kanı senin için akmadı mı? ruhum hep seni aradı benim sanem. hep seni arar. milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, günesler patlasın benim ruhum seni arar. ve biliyor musun sanem, bulur da. simdi buldugu gibi bulur. seni seviyorum. seni seviyorum. seni seviyorum.” 

15 Kasım 2011 Salı

Oğullar ve Rencide Ruhlar

Öncelikle Alper Canıgüz'e bir kere daha yıldızlı pekiyi verdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Tatlı Rüyalar'dan sonraki beklentimi bir hayli karşıladığını söyleyebilirim. 
Hikayemizin kahramanı Alper Kamu (ki bir yerden çağrışım yapıyor okur okumaz) 5 yaşında yaşıtlarından bir hayli farklı bir çocuk. Adeta 5 yaşındaki bedene sıkışıp kalmış koca bir adam. E haliyle çocuk saflığından uzak kahramanımızın başına gelen şeylerin de kendisi gibi tuhaf olması çok normal. Zira kendisi devlet işlerinden, bürokrasiden, rüşvetten, alkolden, kadınlardan, felsefeden her şeyden haberdar. Zaten tanık olduğu cinayeti de aslında bu zekasıyla çözüyor ufaklık herkesi parmağında oynatabiliyor. Kısacası tam bir küçük şeytan.
Kurulan cümleler; birçok şeye iğnelemeler, hayatta her zaman herkesin başına gelebilecek şeylere değişik yorumlar içeriyor. Devamlı yüzde bir gülümsemeyle okunan kitaplardan. 
Hikayenin en güzel bölümü ise kuşkusuz Tatlı Rüyalar'da da karşılaştığımız metafiziksel bir "böyle uyurdu zerdüşt" bölümü. Öztürk'le yapılan diyaloglar ve bir insanın bedenine giriş hikayesi inanılmaz bir betimleme. Zaten kitabın bu bölümüyle ilgili olarak Alper Canıgüz "kitabımdaki 'böyle uyurdu zerdüşt' bölümünün gereksiz olduğunu söyleyenler oldu, diyorum ki ben, bu kitap o bölüm için yazıldı"  demiş. Çok da iyi demiş.
Ha bir de kitabın sonundaki mektup var ki başlı başına sayfalarca yorum yazılacak cinsten. Çocuk saflığı aslında o son sayfada gizli.

"...Zaman bir su gibi akıp gidiyordu. Yüksele filmleri vereli bir hafta, kadınların kıçından işemediğini öğreneli iki yıl olmuştu..."
"...'Buruk bir çocukluk geçirdim Öztürk' dedim, sümüklerimi çekerek. 'Ben devrik cümle bile kuramazdım. Kuramazdım , çünkü korkardım. Sorumluluklarım vardı. Akranlarım bozuk bir Türkçe'yle gül gibi anlaşırken, bütün o gramer kurallarının anasını ağlatarak bildirişirken, giriş gelişme sonuç kavramlarından bihaber, rasgele bölünmüş paragraflarla kompozisyon yazarken, ben... Ben kendime ihanet eder cümlenin öğelerine sadık kalırdım'..."
"...Seni seven arkadaşın, Hakan Tiryaki..."

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Tatlı Rüyalar

Afili Filintalar ekibinden Murat Menteş'i okuyunca devamı da gelecekti elbette. Sipariş usulü değil de kitabı rafta görüp kapmak suretiyle alındı. Alındığı gün okunmaya başlandı ve 24 saat içinde bitirildi. Çok kalın bir kitap değil zaten, başlayınca hikayeye kapılıyorsun ve bir bakıyorsun bitirvermiş. Yine yaratıcılık konuşturulmuş. 

Hikayenin çıkış noktası, o fikir gerçekten güzel. Yazarımız psikoloji mezunuymuş zaten, o yüzden fikri çok çok güzel hikayelendirmiş. Rüyalardan rüyalara geçişten bahsediliyor. Hikayeye ilk başladığınızda kim kim, hangisi hangisinin rüyası, kim hayal kim gerçek derken sonunda neyin nasıl olduğunu çok güzel aktarıyor. ,

Kitabın arka kapağını okumak hiç fikir vermiyor insana, ne kadar güzel. Bambaşka bir hikayeyle buluşturarak aslında çok da güzel bir süpriz yapılıyor okuyucuya. Yine cümleler tatlıydı su gibi akıp gidiyordu. Sevdik, Cangüz'den devam edeceğiz.

"Zeki Müren'in Zeki Müren rolünde olduğu filmlerde canlandırdığı karakterlerin gerçek Zeki Müren'le ilgisi ne kadarsa, bu kitapta sözü edilen kişi ve olayların gerçekle ilgisi o kadardır."