Barış Bıçakçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barış Bıçakçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2012 Pazar

Aramızdaki En Kısa Mesafe

Barış Bıçakçı'nın okuduğum üçüncü kitabı ancak her üç kitabı da aynı kişinin yazmış olmasına inanmak bir hayli güç. Bizim Büyük Çaresizliğimiz ile zirvede başladığım Bıçakçı serisi, Sinek Isırıklarının Müellifi ile yere çakılırken, Aramızdaki En Kısa Mesafe ile yine yükselişe geçti.

Erkek çocuklarının rol aldığı kitapları okumayı seviyorum, Alper Canıgüz ve Emrah Serbes'ten sonra Bıçakçı da gözlemleri çok iyi yapmış ve örnekler enfes seçmiş. Bir erkek çocuğunu minicikken eline almış ve 99 sayfacık kitapta onu büyütmüş. 

Kitabın bir ana hikayesi yok. Kesik kesik sahneler, kah evin salonu, kah deniz kıyısı kah sokak ortası. Ama sanki cımbızla ayıklanan kesitler bunlar. Kardeşlik ilişkileri, akrabalık ikilemi (ikilem diyorum çünkü "fazlalık olma" hissiyatı çok çok iyi anlatılmış).

Aslında bir yerde de erkeklerin hiç büyümediğini sokmuş gözümüze gözümüze. Bence erkekler alıp okumalı, çocukken de, ergenken de, deve kadar adam olduklarında da değişmediklerinin çok somut bir tanımı.

" Pul albümlerimizi kitaplıktaki yerlerine yerleştirip sokağa çıktığımızda, başlarını kaldırmış, Kemallerin ikinci kattaki evine bakan on kadar kişi gördük. Kemal elinde süt bardağıyla pencereye çıktı. Sabırlı olmamızı söyleyerek sütünü içti. Bitirince, önceden albümden çıkardığı pulları avuç avuç savurdu. Bir sürü pul havada uçuşuyor, ellerimizi havaya kaldırmış tutmaya çalışıyorduk. Pulları havada yakalamak için peşlerinden koşmamız gerekiyordu."

Yukarıdaki paragrafı özellikle birebir aktarmak istedim, çünkü aynı şey benim çocukluğumda da yapılırdı. Günlük popülerlik kazanmak için bazen tasolar bazen barbi-futbolcu kartları evin balkonundan savrulur 'kapııııııııııııııııııışşşşşşş' diye bağırılır ve o günün en popüler kişisi olunurdu. =)

15 Temmuz 2012 Pazar

Sinek Isırıklarının Müellifi


Barış Bıçakçı’yı peşpeşe okudum çünkü kitapları elimin altındaydı ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i çok beğenmiştim.

Uzun zaman sonra İstanbul’dan Söke’ye yapacağım otobüs yolculuğumda okurum diye aldım yanıma, öyle ki otogardan kalkıp İstanbul’dan çıktığımızda kitap bitmek üzereydi zaten. İstanbul'daki trafiğin vehameti malum.

Kitap başlayıp bir hikaye anlatmıyor, hayattan bir kesit. İnşaat Mühendisliği okumuş ve ardından uzunca yıllar bu görevde çalışmış Cemil’in işten ayrıldıktan sonra kendini edebiyata verişiyle girdiği durum anlatılıyor. Eşi bir doktor. Aslında Türk gözüyle bakınca kadın çalışıyor adam yiyor gibi bir durum var. Çocuk da yapmak istememişler o da yok. Cemil kitap yazıyor ve basılması için bir editörle görüşüyor ve bunun ardından bir bekleme safhasına geçiyor.

Yani buhranlı insanlar bana hep uzak, itici gelmiştir farklı olmak adına abuk şeyler yapmak bana göre değil yani abuk şeyler yaparsan da onu farklı olmak istediğin için değil gerçekten o abukluğu yapmak istediğin için yaparsın. Neyse saçma bi yorum oluyor farkındayım ama çok sevemedim kitabı, hızlıca bitirdim bitirmesine ama kendimden bir şey bulamadım, bir olay, devam eden merakta bırakan ya da bana bir şey öğreten/hissettiren hiçbir şey yoktu kitapta. E bir de Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in ardından oluşan bir beklenti de vardı tabi öyle olunca pek sevemedim. Ama diğer kitaplarını da okuyacağım Barış Bıçakçı’nin güzel olacaklarından hiç şüphem yok.

" Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ve helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır... Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar."


26 Haziran 2012 Salı

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Su gibi bir kitap, büyük bir bardak suyu tek yudumda içmek gibi, bir solukta bitiyor. 

Hikayesini çok da anlatmak istemiyorum, aslında zaten öyle başı ve sonu olan bir hikayesi de yok bence. Birinci kişinin ağzından arkadaşına yazılmış bir mektup gibi, aynı kıza aşık olan, aslında birbirlerine de gizli bir aşk besleyen iki en yakın arkadaşın hikayesi.

Gerçekten büyük çaresizlik. Ama çaresizlik olan kitapta da bahsedildiği gibi aynı anda aynı kadına aşık olmak mı yoksa seslerimizin artık dışarıda çocuk seslerine karışmıyor oluşu mu? 

Fantastik, underground kitaplar okuyacağım derken, böyle kitapları es geçiyorum uzun zamandır. Bu çok iyi geldi. Tek gecede bitirilebilecek bir kitap tavsiye ederim.

'... Ardından yedi yıl kuzey yarı kürenin 30. ve 60. paralelleri arasında dolaştın; kayalıklı bir deniz kıyısında çıplak ayaklarının dibinde zıpkınla vurduğun bir orkinosla ve karlı bir günde yakaları kürklü paltonla Nazım'ın mezarında çekilmiş fotoğrafların var.'

' Seninle konuşmanın grameri: Hemen hemen her cümle "hatırlıyor musun" sorusuyla biter, ortak geçmişimizin g'si büyük yazılır, eylemlerimizin kipi daima güzel geçmiş zamandır ve Çetin ile Ender'i birbirine bağlayan bağlaçlar saymakla bitmez.'

' Biz de bu oyuna bir son veriyoruz, normal halimize dönüp o yaşamsal bileşiği tekrar oluşturuyoruz: Ç2SE4. Çetinikisalakenderdört.'

' Her şey gerçekten Nihal'le ilgili miydi yoksa aklım bir dokuma tezgahı gibi mi çalışıyordu, her ipten aynı kumaşı dokuyordum?'