İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2013 Cumartesi

Jane Eyre


Bu kitabın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye hudutlarında da trilyon çeşit baskısı var. 50 sayfalık özetin özetini de bulmak mümkün çok daha fazla sayfalılarını da.

Ben yine her klasik kitabı bulduğum şekilde rafta kampanyada görerek aldım, üzerinde de tam metinden çeviri yazıyordu dedim ki tam ağız tadıyla okumalık.

Yine ve yeniden çevirmene eleştirilerimi sunarak başlamak istiyorum. Caaaanım çevirmen arkadaşım iyi hoş çevirdiğin yerleri güzel çevirmişsin de bizim Fransızca bildiğimizi de nereden çıkardın? Kitap içindeki Fransızca konuşmaları bizim Google Translate’e yazarak mı tercüme etmemiz gerektiğini düşündün de onları çevirmedin? Hadi sen de Fransızca bilmiyordun da bu kitabın bir editörü yayın evi yok muydu ki seni uyarmadılar bir de Fransızca bilene danışalım diye. Allahtan üç kuruşluk İspanyolcam yardım etti de cümlelerin arasından bazı benzer kelimeleri çıkarıp hikayenin kendi çapındaki bütünlüğüne kendim katkı sağladım.

Bunun dışında kitabın konusuyla ya da kurgusuyla ilgi pek bir şey söylemeye gerek görmüyorum. İngiliz klasiklerinin temel taşlarından ama konusu itibariyle benim için bir Yeşilçam filminden farksız. Yine de okurken keyif aldım. O yaştaki saflık güzel anlatıldığı için çok hoşuma gitti.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

A Spot of Bother

Kitapla ilgili uzunca bir girizgah yapacağım sanıyorumki. Mark Haddon'un daha önce 'The curious incident of the dog in the night-time' isimli enfes kitabını okuduktan sonra haliyle diğer kitaplarını da merak ettim, Türkçe çevirisi yok tabi ki diğer kitaplarının. Ama Mark amca İngiliz olduğundan Londra maceram sırasında kitapçılarda kitaplarını bulmak zor olmadı ve hemen 2 kitabını attım çantaya.

Amma ve lakin, diğer tüm kitapların üzerinde 'The writer of "the curious incident of the dog in the night-time"' yazıyordu. Bu insanı bir durdurup düşündürmeliymiş demek ki. Tek kitapla popüler olunca diğerlerinde çuvallama ihtimaline karşı sanıyorum bu strateji ki nitekim kitap fossss.

Her neyse bu kadar girizgahtan sonra biraz kitaptan bahsedeyim.  503 koca sayfa boyunca 4 kişilik bir aile anlatılıyor ve tam bir yaprak dökümü havası var. Anne eşini aldatıyor, erkek çocuk eşcinsel ve taparcasına sevdiği bir erkek arkadaşı var, kız çocuk ilk evliliğinden minik bir oğlana sahip ve ikinci evliliğini yapmak üzere derken babamızın poposunda bir lezyon çıkıyor ve olaylar gelişiyor.

Toplasan 100 sayfada anlatılabilecek hikaye sakız gibi uzatılmış. Sevemedim beğenemedim, hani sıcaktır aile hikayesidir gevezelikleri de yapamayacağım. Otistik bir çocuğu bu kadar güzel anlatan Mark Amca, tutsun başka hiçbir şey anlatamasın, değişik.

Bir de kitapta beni sinir eden başka bir şey de şu ki, sanki kitabı okuyan herkes İngiltere'ye, Londra'ya ya da Peterborourgh denen yere ait olan bazı şeyleri bilmek zorundaymışcasına yazılmış olması. Örneğin bir dergi ismi, bir tv kanalı, bir İngiliz dizisindeki bir karakter, ya da bir dükkan. Hikayeyi oradan örneklerle anlatacaksan, oraları tanımayan insanlara da açıklama yapmalısın ki neyi neye benzettiğini biz de anlayalım.

Bir edebiyatçıya haddimden fazla eleştiri yaptım sanıyorum ama kitap elimde 2 ay sürününce mecbur söylüyorum işte, halbuki 'çok da fifi' O'nun için de neyse. Buna rağmen kitabın İngilizcesi basit ve eğlenceli olduğu için bir köşeden sempati besledim tabi ki. Goodreads puanım 3 kanka!

25 Mayıs 2012 Cuma

The Curious Incident Of The Dog In The Night-Time

Bu kitap için bilgisayarı açıp yazmaya başladığımda yüzümde gülücükler olduğunun bilinmesini istiyorum ilk olarak :)

Devamında ise, okuduğum ilk elektronik kitap olduğunu söyleyeyim. Bu kadar enfes bir kitap olmasaydı alışabilir miydim bir kitabı bilgisayar/telefon/tablet ekranından okumaya bilmiyorum ama ablacığımın verdiği tabletle bundan sonra daha fazla okuyacağımı da söyleyebilirim. Tabi bir de Işıl'a buradan teşekkürlerimizi iletiyoruz bu kitabı benimle tanıştırdığı için. 

Kitabı orijinal dilinde (İngilizce) okudum ve iyi ki öyle okumuşum, şu tercüme işine bu aralar takığım zaten, bu kitap hiç okunmazmış çevirisinden çünkü kitabımız Asperger Sendromlu 15 yaşındaki Christopher'ın ağzından yazılmış bir kitap ve o naif, katıksız cümlelerini okumak O'nu anlamak için çok önemli.

Aslında hikaye Christopher'ın yan bahçede öldürülmüş komşu köpeğini bulması ve katilini araştırmayı kafasına koymasıyla başlıyor ama hikaye sonra dallanıp budaklanıyor, aile meselelerinde giriyor falan. Ama Christopher'ın düşüncelerini okumak, duygusal zekası çok gelişmemiş olduğundan korkularını, endişelerini ve sevinçlerini matematiksel denklemlere dönüştürerek kaleme almasını okumak buruk bir keyif veriyor insana. 

Çoğu zamandır okuduğum kitaplarda gerçekliği göremiyordum  belki de ama bu kitapta otistik bir çocuğun zihninde neler neler yaşanabiliyormuş hepsini gördüm. Kısacası çok çok çok sevdim. Herkese tavsiyemdir.

'I decided that the dog was probably killed with the fork because I could not see any other wounds in the dog and I do not think you would stick a garden fork into a dog after it had died for some other reason, like cancer, for example, or a road accident. But I could not be certain about this.

'I like dogs. You always know what a dog is thinking. It has four moods. Happy, sad, cross and
concentrating. Also, dogs are faithful and they do not tell lies because they cannot talk.'

'And I realize that I told a lie in Chapter 13 because I said "I cannot tell jokes," because I do know 3 jokes that I can tell and I understand and one of them is about a cow, and Siobhan said I didn't have to go back and change what I wrote in Chapter 13 because it doesn't matter because it is not a lie, just a clarification.'


17 Mayıs 2012 Perşembe

Otomatik Portakal



Aslında çok fazla bir şey söylemeye gerek yok bu kitapla ilgili. Filmi zaten tüm zamanların en iyisi olduğundan benim için, hikayesine kurgusuna eleştiri yapmıyorum.

Ama yine birçok kitabı okurken düşündüğüm şeyi tekrarlıyorum, bütün diller keşke anadilim olsa ve keşke bütün kitapları anadillerinde okuyabilsem. Absürd hikayelerde ya da sokak dilinde yazılmış kitaplarda tercüme ne kadar başarılı olursa olsun yine de bir şeyler eksik oluyor.

Stanley Kubrick, boşuna Kubrick olmamış tabi bir de o var, kitap ve film o kadar kült hale gelmiş ki zaten birbirlerinden ayrı eleştirilemiyor. Kitabı filme öylesine güzel aktarmış ki, bakmak ve görmek farkına ilişkin muhteşem bir örnek. Sıcağı sıcağınayken filmi bir kez daha izlemeli.

18 Mart 2012 Pazar

Otostopçunun Galaksi Rehberi (# 1)

Bugüne kadar bana tavsiye edilmiş tüm kitapları beğenerek okumuşumdur. Ancak Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni yalnızca beğeniyle değil, merakla da okudum demeliyim.

Her yerde adını zilyon kere duymuş olmama rağmen o koca ansiklopedi gibi kitabı elime alıp okumaya bir türlü cesaret edememiştim. Ama bana hediye edilmesi gayet iyi bir teşvik oldu. Ben ki ömrümün sonuna kadar dünyanın tamamını gezemeyeceğim diye karalar bağlayan bir insanken, insanlar gezegenden gezegene, galaksiden galaksiye geçiyor bu kitapta. Gel de haline üzülme.

Yerkürenin yok oluşuyla başlıyor macera ve hakikaten oradan oraya savrularak devam ediyor. Şimdi yalan söyleyemeyeceğim 'e bu nası oluyor', 'yok artık böyle de olmaz' dediğim çok açık nokta oldu sanki ama bence ihmal edilebilecek seviyede zira kitap absürd netice olarak. Havlu taşımanın anlamını anlatıyor uzun uzun, o noktada da ne kadar gerçekçi olduğunu gösteriyor aynı zamanda. 

Hayat, evren ve her şey'e dair sorulan sorunun cevabının aranışı, milyon yıl önceler ve sonralar var bu nedenle oldukça değişik, gerçek insan kişilikli bir robot var (özellik olarak bana benzediği de iddia ediliyor, ilerleyen zamanlarda göreceğiz bakalım), aslında biz insanların fareler üzerinde deney yaptığı değil de farelerin bizim üzerimizde deney yaptıklarına dair beni de şüpheye düşüren iddialar var. Bir de ihtimalsizlik motoru var ki, bir mühendis olarak beni kendine hayran bıraktı, bu konu üzerine çok çok uzun düşüneceğim sanırım.. Güzel aforizmalar, çok zekice. Macera ilk kitapla nihayetlenmiyor, hemen ardından devam edeceğiz ikinci kitapla bakalım bizi neler bekliyor.

" Arthur dehşetin harika bir türünü hissederek çevresine bakınmaktaydı. Önlerinde, karar veremeyeceği, hatta üzerinde tahmin bile yürütemeyeceği uzaklıkta, havada asılı duran bir dizi tuhaf şey vardı: Uzayda sallanan karanlık, küremsi şekillerin çevresinde asılı duran, metal ve ışıktan yapılmış narin yapraklar.

'İşte' dedi Slartibartfast, 'gezegenlerimizin çoğunu burada yapıyoruz.'..."


"...panik yapmayın..."

1 Haziran 2011 Çarşamba

Aşk ve Gurur

Öncelikle şunu söyleyerek başlamak istiyorum bu baskıyı (Dionis Yayınları) çeviren her kimse ishal olur işallah da tuvalet bulamaz.  Eminim edebi değeri olan bu kitabı böyle rezil çevirmek için ekstra bir çaba sarfetmiştir. Gerçi bende de kabahat var kitap promosyon kitaptı yani ucuz basım ama yine de daha düzgün olabilirdi. Kitabı okumaya başladığım an itibariyle edindiğim ilk izlenim 1800lü yılların İngilteresinde genç kızların tek derdi evlenmekmiş. Saygınlık, prestij ve zenginlik ne kadar da önemliymiş. Aşk, sevmek, kalp çarpıntısı, midedeki kelebekler yalanmış diye düşündüm. Ama öyle ilerlemedi kitap. Mr. Bingley ve Mr. Darcy ilk olarak ukala olarak tanımlansa da kitapta daha sonra midedeki kelebeklerin gerçek olduğunu hissediyor insan. İnsanın kendine olan özsaygının ne kadar önemli olduğunu hissettim kitapta. Önyargı ve gurur iyi bir şey değil onu sokuyor gözümüze kitap ama yine de insanlara şıp diye güvenmemek gerektiğini de alttan alttan hissetiriyor. Her seferinde aşk romanı okumayacağım sevmiyorum diyorum ama yine de okuyorum işte. Bi daha okumam ama uzun süre. En sonunda gururlar yalanlar bitti de herkes mutlu oldu kitapta o iyi oldu.