Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2017 Salı

Satranç

Bu kitabı bugüne kadar nasıl okumamış olabilirim inanılmaz. Satranç oynamayı çok iyi beceremesem de, çok küçük yaşta öğrenmiş bir insan olarak kitaptaki psikolojiyi o kadar iyi anladım ki. Kitapla ilgili söyleyebileceğim çok bir şey yok aslında, incecik ve enfes anlatıma sahip. Alınsın, okunsun, okutulsun.

21 Aralık 2012 Cuma

Siddhartha

Siddharta için kimi insan söyleyecek, anlatacak çok şey buluyor ama nedense benim için klişe bir kaç kitaptan öteye geçemedi. Okurken hissettiğim şeyler Işık Bahçeleri ve Simyacı’dan çok farklı değildi.

Siddharta’nın Brahmanlık’tan, Samanalık’a geçişi, sonra Gotama ile tanışması ve onun felsefesini öğrenişi ve son olarak arayışı bırakarak kendini ticarete atmasını okuyoruz.
Aslında güzel  bir eleştiri, dünyevi zevklerin gelip geçiciliği konusunda, ama sanırım ben daha derin bir Buddha felsefesi okuyacağımız zannetmiştim bu hayal kırıklığı ondan. 

Hermann Hesse’nin diğer kitaplarını da okuyacağım Bozkırkurdu ve Boncuk Oyununu belki daha sonrasında döner bir kez daha okurum Siddhartha’yı ama anlamlar arayan, düşüncelere dalan bir insan olmadığım için beni çok saracak bir kitap olamayacak.

Goodreads’te Gorfo adlı bir kullanıcı bu kitap için çok güzel bir yorum yapmış, paylaşmaktan kendimi alamadım “This is the kind of book that people say they like because they're too afraid to admit they don't understand its spiritual mumbo jumbo.”

12 Haziran 2012 Salı

Dönüşüm

İncecik bir kitap, klasiklerden. Yine kitapçıda rafta görülüp alınıp bir çırpıda şıp diye okunanlardan. Zaten 76 sayfa çok uzun sürmesi beklenemez ama bende uyandırdığı şey, kendini hızlı okutmasının sebebi ayrı sanırım.

Kitabı elime alıp; evet bir mesaj verecek, hayatla ilgili güzel şeyler öğretecek bana diyerek çevirdim sayfaları hızlı hızlı. Ama bitince de bakakaldım boş boş. Verdiğim tepki "eeee yaniiiii" oldu. Bu durumdan çıkarmamız gereken ders ise amaç hızlıca okuyup kitabı bir çırpıda bitirmek değil, anlayarak okumakmış. İlkokul çocuğuymuşçasına bunu söylemem komik oldu ama düşündükçe daha anlamlı geliyor hikaye bana.

Gregor Samsa bir sabah kocaman bir böcek olarak uyanıyor ve ailesinin ona karşı tutumlarını okuyoruz. Aslında ailenin bu dönüşüme şaşırmayışı falan biraz garip evet ama asıl sonraki davranışları önemli. 

Hani şu aralar sık sık duyduğumuz mahalle baskısı, aile baskısı dediğimiz şey var ya; muhafazakar bir ailede sivri bir kız çocuğu olmak ya da eşcinsel erkek çocuğu olmak gibi. Ailesinden ne gibi tepkiler aldıklarını az çok görüyoruz aslında bu hikaye biraz da onu anlatıyor.

Kişinin, birey olarak farklı olmasını kabullenemeyen yakın çevrenin bunu sindiremediği için lanet okuması ya onu yok etmesi ya ondan kurtulması. Üzücü, iç kıyıcı şeyler evet. Çok konuştum galiba. Kısacık bir kitap zaten alınıp okunup üzerine uzun uzun düşünülebilir.