İhsan Oktay Anar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İhsan Oktay Anar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2016 Cuma

Galiz Kahraman

Belki de İhsan Oktay Anar'ın benim zihnimde en az iz bırakacak kitabıydı...

Bu cümleyle başlamak istedim çünkü ne bileyim, ağzım kulaklarımda bitirirken Anar'ın kitapların, bu sefer o tat kalmadı bende. Kapağı kapattığım an beni kendine bağlayan detaylar olmadığını hissettim. Nitekim bloga geç yazarken de aslında aklımda hikayeyle ilgili çok detay olmadığını hissediyorum.

Kendini insanlara beğendirmek isteyen, çirkin kahramanımız İdris Amil Hazretlerinin hikayesini okuyorum, şair olmaya çalışmasını, filozof olmaya çalışmasını, artist olmaya çalışmasını... Her işi berbat edişini, aşık oluşunu, tehdit edilişini kısaca dünyaya işlerini eline yüzüne bulaştırmaya gelmiş bir anti-kahramanı.

Diğer kitaplarından farklı olarak İhsan Oktay Bey'in bu kitabı günümüze daha yakın bir zaman diliminde geçirmesi ilk dikkatimi çeken şey oldu. Çok daha eskilerin Beyoğlu'nu, Galata'sını okurken, apartmanların, arabaların olduğu daha yakın tarih Kasımpaşa'sını okuduk.

Geriye kala kala bir tek "Yedinci Gün" kaldı. O da evdeki rafta merakla okunmayı bekliyor.

28 Aralık 2015 Pazartesi

Suskunlar

Bir önceki İhsan Oktay Anar  kitabından tam 3 sene sonra almışım bu kitabı elime. Amat’taki terimlerin beni epeyce yorduğu aşikardı. Orada denizcilik terimleriyle karşı karşıya kalmışken Suskunlar’da da musiki terimleriyle haşır neşir olduk.

Yine çeşit çeşit hikaye dinledik. Davut ve Eflatun’un çocukluğundan itibaren hikayeleri, Asım’ın hayaletinin Sofuayyaş’a musallat olması. Asım’ın, Pereveli İskender’in, Davut’un Neva’ya olan aşkları. Doktor Rafael’in gizemli evi ve hikayeler hikayeler.

Bir aşkın nası çığ gibi bir lanet büyüterek nice ölümlere sebep olması, Konstanniye’deki 7 musiki üstadının lanetlenmesi, kahinlerin kör olması ve Batın hayat veren nefesi. Venedikli cüce bir çembola üstadı olan Alessandro Perevelli’nin esir düşerek Konstanniye’ye gelişi hikayenin temeli oluyor bi anda. Cümle cümle bunları yazıyorum ki dönüp baktığımda hatırlayabileyim. Evet hikaye tam bir yapboz, her sayfada alakasız parçaları veriliyor okurun eline ve son sayfada verilen parça eklenmeden motifin ne olduğu anlaşılmıyor.

Okuduğum beşinci Anar kitabının ardından söyleyeceğim şu ki, bitmesin Anar kitapları. Her kitabı sonlandığında daha okunacak kitabı olsun. Geriye kalan son 2 kitabı Yedinci Gün ve Galiz Kahraman’ı okumaya elim gitmeyecek bir süre biliyorum. Ama umuyorum ki devamları da gelecektir.

19 Ekim 2012 Cuma

Amat

Şimdi geçtiğimiz ay İhsan Oktay Anar'ın son kitabı Yedinci Gün de yayımlanınca farkettim ki iç kitabın ardından epey ara vermişim Anar okumaya. Zamanı gelmiş diyerek kronolojik sırayla devam ettim Amat'ı okumaya.

İlk önce itiraf etmeliyim kitabın son sayfasına kadar ne zaman çıkacak piyasaya Uzun İhsan diye bekledim ama çıkmadı. 3 kitaptan sonra ister istemez bekliyor insan ama bu sefer bir degisiklik oldu ve çıkartmadı karşımıza.

Kitap boyunca serin sularda Amat (Elif, mim, elif, te) adlı gemideyiz. Salı günü sefere çıkan (salı günü sefere çıkmanın uğursuzluk getiridiğine inanılıyor) bu gemideki 247 mürettebatın hepsi de günahkar. Ve hikayenin arasında bu günahların neler olduğunu yine kopan geri gelen hikayeler olarak okunuyor.

Diyavol Paşa ve hikayesi, Amat'ın nasıl yapıldığının hikayesi kitap sonuna doğru açıklığa kavuşuyor. Bir sürü karakterin bir sürü hikayesi, denizcilik terimleri ve diğerleri. Aynen benim bu yorumum gibi bölük pörçük anlamlı anlamsız cümleler bütünü güzel bir kitap Amat. İhsan Oktay Anar'ın en iyisi değil belki ama tipik bir Anar kitabı. 

15 Ekim 2011 Cumartesi

Efrasiyab'ın Hikayeleri

Bitip tükenmesin diye belli aralıklarla okuduğum İhsan Oktay Anar kitaplarından üçüncüsü Efrasiyab'ın Hikayeleri, ilk ikisinden biraz farklı. Anlatım, dil, aktarılanlar yine aynı şekil ancak tam bir roman değil. Ben İhsan Oktay Anar'ın kopup kopup tekrar bağlanan romanlarından sonra bu tarza yabancı kaldım biraz doğrusu.
Ölüm'ün, Cezzar Dede'nin ve bunun ötesinde arka planda işleyen yine  "Uzun İhsan Efendi"nin hikayesi. İsmi okur okumaz güldüm ve daha sonraki kitaplarda da bu isimle karşılaşacağıma emin oldum artık.
Cezzar Dede'nin canını almaya gelen Ölüm'ün, Cezzar Dedeyle sürdürdüğü hikaye anlatma oyunu ve oyunun içindeki gülümseten hikayeler. Sırf kurulan cümlelerin enfesliği için bile okumaya değer.

"...Anlaşıldığı kadarıyla bu sokakta bir düğün vardı. Davullar dangırdayıp zurnalar zırıldarken çalparalar çarpılıp dümbelekler debiliyor, tamburaların tarrakası şeşhanelerin şamatasıyla, yongarların yaygarası darbukaların dağdağasıyla yarışarak, düğün ve derneği ahenge boğuyordu..."

20 Haziran 2011 Pazartesi

Kitab-ül Hiyel

İhsan Oktay Anar'ın beş kitabından ikincisi. Aralıklarla okuyorum yazarın kitaplarını ki bitmesin. Daha önce Puslu Kıtalar Atlası'ndan İhsan Oktay Anar'ın diline alışıktım zaten. Bu kitabı da yine Puslu Kıtalar Atlası'nın bıraktığı tadı bıraktı bende. Ama bu sefer mühendis olan beni daha da eğlendirerek okuttu. 

Hiyel ilmi (ki hiyel mekanik demekmiş) ve hiyel ilmi üzerinde kafa yoran hiyelkarların hikayelerini anlatıyor. Yafes Çelebi, Kara Calud ve Üzeyir için nesilden nesile aktarılan ilim ve bu hiyelkarların baslarına gelenler anlatılıyor. Yine bir dönem kitabı, çizimler enfesssss ve hepsi bizzat İhsan Amca'nın kendisine aitmiş. Hayal gücüne hayran olmamak elde değil. Yapılan çizimlerin anlatılışına da az buçuk fizikten anlayan biri olarak hayran oldum diyebilirim. 

Yine bu kitapta da alakasız bi noktadan kopup gelip hikayeye baglanan ya da ana hikayeden kopup sora geri dönen küçük öykücükler vardı ve bu öykücükleri okuması takip etmesi çok keyifliydi. Ben kitaba ba-yıl-dım. Yine herkese tavsiye etmek yakalarına yapışıp zorla bu kitabı da okutmak istiyorum ama herkes sevmeyebilir bilemiyorum. Tavsiye etmek benden okuyup okumamak onlardan o zaman. Yazarın üçüncü kitabı olan Efrasiyab Hikayeleri de kitaplığımdaki yerini aldı, okunmayı bekliyor.

25 Mart 2011 Cuma

Puslu Kıtalar Atlası

Puslu Kıtalar Atlası İTÜ'de Türkçe derslerinde okutulurdu. Bazı hocalar bu kitabın okunmasını sınavda bu kitaptan sorumlu olunacağını söylerdi. Ben o hocalardan birine denk gelmemiştim. Genelde derslerde hocaların tavsiye ettiği kitaplar sıkıcı olur yani edebi olur okunması zor olur diye bu kitaba da bir önyargım vardı ama ne kadar da yanılmışım. Bu kitabı okumakta bu kadar geciktiğim için affetmeyeceğim kendimi. Hemşehrim İhsan Oktay Anar'la çok çok önceden tanışmak isterdim. 

Gelelim kitabı okurken hissettiklerime; başlar başlamaz yeniçeriler,  hem Arab'ı hem Uzun'u İhsanlar karşıladı bizi. İlk biraz korktum açıkçası tarihi roman okumaya alışkın olmadığımdan sanırım. Ama gel gelelim o güzel güzel ilerleyen hikayeler, birbirinden apayrı yerlerden kopup gelip birleşen enfes hikayeler ve hepsinin ana hikayeye bağlanışı öyle güzel bir tat bırakıyor ki insanın ağzında kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bambaşka bir hikayeye yogunlaşırken taaa kitabın basında bahsedilen bir şeyin o anda hikayeye yeniden bağlanışını hayretler içinde okuyorsunuz. 

Hem hikayenin anlatılışı, hem betimlemeler hem de kurgu adeta film gibiydi. Kitabın felsefe boyutu ise apayrı bir keyif verdi bana. Hele onu fizikle birleştirişi öğrenim hayatı boyunca en sevdiği dal fizik olan benim için anlatılamayacak bir keyifti. Zaman ve zamansızlık kavramları, çizimlerle desteklenerek harika anlatılmıştı.  Arap İhsan Efendiyle başlayan hikaye, Bünyaminle enfes sonlandı. Tekrar ve tekrar okunulası.