A.B.D. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A.B.D. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2016 Pazartesi

Algernon'a Çiçekler

Algernon bir fare, bir deney faresi. Geçirdiği bir ameliyat sonrasında, zeka seviyesi yükselen, öğretilenleri öğrenebilen akıllı bir fare. Önceleri her şeyi ödül olarak yemek verileceği için yapıyor ancak sonraları gerçekten öğreniyor, sonunda yemek verilmese bile.

Peki bu ameliyat insanlara da uygulanabiliyor mu? Algernon'un erken dönem deney sonuçları çok olumluyken neden olmasın? Charlie Gordon, doğuştan zeka geriliği olan, IQ seviyesi 70-75 civarlarında, kendi hayatını kimseye zararı olmadan, hatta parasını da bir fırında çalışarak kazanabilen biri, bu ameliyata denek olabilir mi? Evet, oluyor.

Charlie ameliyatı geçiriyor ve hem ameliyat öncesini hem ameliyat ertesini bize yazdığı günlük ilerleme raporlarıyla anlatıyor. Ameliyat başarılı geçiyor, Charlie beklenen gelişmeyi gösteriyor. Başlarda Algernonla yarışıp yarışı kaybederken artık etrafındaki birçok insandan kat be kat zeki hale geliyor. Hatta kendisine yapılan deneyin bilimsel safhalarını kendi yönetebilecek kadar!

Ancak deneyin ilerleyen safhalarında Algernon'da beklenmeyen değişimler gözleniyor, ilk başlarda artık bir şey öğrenemiyor, sonraları öğrendiklerini de unutuyor. E peki Charlie? Denek hayvanda görülen değişimler onda da olacak mı? Onu neler bekliyor?

Akıl oyunlarına biraz merakınız varsa, okuyun ve öğrenin derim. İnsanda bir psikoloji laboratuvarında çalışma hevesi yaratacak, çok güzel bir kitap. Tavsiyemdir.

31 Ocak 2013 Perşembe

İhtiyarlara Yer Yok

Filmi çekilmiş kitapları okumayı seviyorum ama yorum yapmak istemiyorum nedense hiç. Nasıl olsa benim zihnimde canlanan aslında film nedeniyle herkesinkiyle neredeyse aynı.

Kitabı sevdim çünkü Meksika sınırında geçiyordu ve bol bol İspanyolca cümleler okudum. Ama kitabın dilinde beni irite eden bir şey vardı sanırım detayların üzerine çok durulması. 

Karakterin su içişini öyle uzun anlatıyor ki, kitap da iki yüz küsur sayfa olunca her şey detay oluyor sanki. Bardağı alıyor, suyu dolduruyor, kafasına dikiyor, nefes alıyor tekrar suyu içiyor masaya bırakıyor derken koca bir paragraf anlatılıyor ve biraz boğuyor.

İspanyolca olan tüm cümleleri alıntılamak istedim aslında ama tabi ki böyle bir şey yapmayacağım. =)

27 Temmuz 2012 Cuma

En Uzak Sahil - Yerdeniz 3




Yerdeniz serisine başlayalı epey zaman olmuştu ama seri çok fazla sarmayınca kolay kolay gelmiyor işte. Aylar sonra aldım kitabı elime. Aslında çok kalın da değil 200 sayfa civarında ama yine zor okuduğum kitaplardan oldu.

Ejderhalar, büyüler iyi hoş ama bir yere kadar. İnandırıcı olmasını beklemiyordum ki zaten bu tarz bir kitaptan onu beklemek saçmalık olurdu ama yine de sevemedim. 

İlk iki kitapla bağlantılar yine var, Ged yine baş karakter. İsimler, olaylar hep önceki kitaplarla adreslenmiş. Zaten serinin son kitabı olarak tasarlanıp yazılmış ancak yazar yıllar sonra bu seriyi böyle bitirmek istemediğine karar verip devamında iki kitap daha eklemiş. "Yerdeniz Üçlemesi" bir anda "Yerdeniz Beşlemesi" oluvermiş.

Ama bir "son kitap" olduğu belli, bir sona yaklaşış, ölüm konusu var. Büyülerin, güçlerin kaybolması, insanların büyünün bir yanılsama olduğuna karar verip ondan vazgeçişi var. Herhangi bir alıntı yapmadım, dikkatimi çeken çok fazla şey de olmadı doğrusunu söylemek gerekirse. Uzun lafın kısası Yerdeniz Beşlemesi benim için Üçleme'de sona ermiştir. Ama Ursula Hanım'ın diğer kitaplarının lezzetini tatmak boynumuzun borcudur, o ayrı. 

19 Haziran 2012 Salı

Görünmez Canavarlar


Dayak yedim, bariz dayak yedim. Chuck Palahniuk, okuduğum ilk iki kitabından sonra ilk kez feci dövdü beni. Mazoşistçe de bir zevk aldım orası ayrı konu. =)

Herkesin her zaman tam olarak sevmeyebileceği şeyleri okumayı seviyorum, absürd edebiyat, yeraltı edebiyatı vs vs. İşte asıl yer altı ne bu kitapta tam anlamıyla gördüm.

Yüzü silahla yaralanan Shannon’un başına gelenleri okuyoruz. Ama öyle su gibi akıp giden bir hikaye değil.  Sayfa numaraları sanki 1, 2, 3, gibi değil de, 1, 78, 13, 189 gibi gidiyor. Bir ileri bir geri, bir başa bir sona. O yüzden hızlı okunmazsa büyüsüne kolay kapılanacak bir kitap değil.

Shannon’un abisi Shane’in hikayesini okuyoruz.
Shannon’un en yakın arkadaşı Evie’nin hikayesini okuyoruz.
Shannon’un sevgilisi Manus’un hikayesini okuyoruz.
Shannon’un hayatındaki Prenses Brandy Alexander’ın hikayesini okuyoruz.
Ellis, Seth, Alfa Romeo, Hewlett Packard ve diğerleri.
Hikaye karmakarışık yumak haline geliyor ve sonra öylesine hızlı çözülmeye başlıyor ki neye uğradığını şaşırıyor insan.

İnsanların aslında göründükleri gibi olmadıklarını anlatan başarılı bir popüler kültür eleştirisi. Cinsiyet ve seks kavramlarına bambaşka bakış açıları. Kıskançlıklar ve “başkası gibi” olabilmek uğruna göze alınanlar. İnanılmaz.

Kitapla ilgili tek eleştirim var ki o da Türkiyede’ki yayın evi ve çevirmenle ilgili; İlki “emlakçi” değil “emlakçı”. İkincisi de kitabın sonlarına doğru bir cümlede yazılmak istenen “düşündüğüm” kelimesi hiç bir şekilde dikkat edilmeden “düşündbssssssssssssüğüm” şeklinde yazılmış. Cümleyi ilk okuduğumda acaba bir şey mi demek isteniyor yazım yanlışı değil mi ki diye düşündüm ama bariz yanlış sanıyorum ki. Zaten yapacağım eleştiri kesinlikle kitabın içeriğiyle ilgili olamazdı.

“Seth dikiz aynasından göğüslerime bakıp ‘ İnsanlara haftasonu tatilinde ne yaptıklarını sormamızın tek nedeni, kendi haftasonu tatilimizi anlatma isteğimiz,’ diyor.”
“Kimden nefret edeceğimizi bilmediğimiz zamanlar kendimizden nefret ediyoruz.”

10 Haziran 2012 Pazar

Cennetimden Bakarken

Elimde sürünen bir kitapla daha karşı karşıyayız. Konusu değişik aslında elimde sürünmesinin sebebini, donuma kadar ıslandığım bir yağmurda kitabın da benimle beraber ıslanması ve tüm yapraklarının birer lahana kıvamına girmiş olması olarak da gösterebiliriz.
Tecavüze uğrayıp öldürülen Susie'nin cennetinden yeryüzünü izlemesi anlatılıyor. İlginç olmasına ilginç ama beniz cezbedemedi bağlayamadı.
Çok da bir şey yazmak istemiyorum aslında. Filmi varmış o izlensin kitap okunacağına ne bileyim.

26 Ocak 2012 Perşembe

Atuan Mezarları - Yerdeniz 2


Yerdeniz serisi hızla devam ediyor. Bambaşka bir hikayeyle başlayıp ana hikayeye bağlandık, İhsan Amca tarzı ama tabi o kadar vay anasını dedirtecek cinsten değil. Hikaye Kargad Adaları'ndan Atuan'da geçiyor, Mahal topraklarındaki Tanrıkrallık ve rahibelik anlatılıyor. Minik kahramanımız Tenar, yeni başrahibe olarak yetiştirilmeye başlıyor ve tüm Atuan Mezarları onun sorumluluğu altına giriyor. Kocaman devasa bir labirent tünelde bulunan hazine Tenar tarafından korunuyor. Hikayenin ilk kitapla bağlantısı çok güzeldi, ilk kitapta bağlantının ikinci kitapta kurulacağından bahsediliyordu zaten bilerek okunuyor o yüzden ama Ged ile Tenar'ın buluşması çok hoştu.Dev karanlık labirent öyle gerçekçi ki ufak iç daralmaları yaşadım okurken. Cinsellik konu ediliyor yaziyor kitabin arka kapağında, her şeyi o kadar farkli yöne yormak mümkün ki 150 sayfalik kitaptan binlerce anlam çikarilabilir. Yerdeniz felsefesi bu sefer çok kullanılmamış hatta ilk kitapta okuduğumuz şeyler sık sık tekrarlanıyordu. İlkine kıyasla daha silik ama yine de bir o kadar güzel.

19 Ocak 2012 Perşembe

Yerdeniz Büyücüsü - Yerdeniz 1


Yerdeniz Büyücüsüyle birlikte fantastik edebiyata hızlı bir giriş yaptım sanıyorum. Le Guin'in önce üçleme olarak başlayan daha sonra beşlemeye tamamlanan Yerdeniz serisinin ilk kitabı. 
İlk önce Harry Potter'ın yüksek ölçüde bu seriden esinlendiğini düşündüğümü söylemeden edemeyeceğim zira Hogwarts yerine Roke, Draco Malfoy yerine de Jasper var. Yani ben okudukça öyle hissettim de diyebiliriz.
Bambaşka bir dünya Yerdeniz, yüzlerce adadan oluşuyor ve üzerinde yaşayanlar tarafından tepsi şeklinde olduğu, en doğusuna ya da en batısına gidildiğinde Yerdeniz'den düşüleceğine dair bir inanç var. 
Kahramanımız Ged (Çevik Atmaca) kendi köyünde yaşanan bir sis olayını savurmakla birlikte doğuştan büyücü olduğuna inanılan bir kahraman. Önce kendi adasında büyücü olarak yetiştirilmek üzere alınıyor ardından Roke Büyücülük Okulu'na kendi isteğiyle gidiyor. Yaşadığı bir çekişmeyle kendine düşman bir Gölge ile başetmek zorunda kalıyor ve bir kaçış-kovalamaca hikayesi başlıyor.
Ayrıntılar, o dünyanın kendine has özellikleri çok güzel anlatılmış. Örneğin bir kişinin gerçek adını (Kadim Lisan) ismi veren kişiden başkası bilmiyor çünkü bir kişinin gerçek ismini bilmek onun güçlerine de sahip olmak anlamına geliyor. Bu ayrıntı kitabın temel taşlarından biriydi ve hikaye içindeki kullanılışları çok güzeldi.
Ayrıca bir de otak hikayesi var. Büyücülerin devamlı yanlarında taşıyabilecekleri bir hayvan olabiliyor, tıpkı Ged'in otağının olması gibi. Ben de devamlı cebimde omzumda taşıyacağım bana sadık ve beni ölümden döndürebilecek bir hayvanım olsun isteyebilirim. Seri ne zaman biter bilemiyorum ama gerçekten okuması keyifli olacağa benziyor.
Yapabileceğim tek eleştiri ise incecik kitaba çok fazla bilgi, ayrıntı, detay konulmuş olması. Bu nedenle bir çırpıda değil de sindire sindire ağır ve özümseyerek okumak gerekiyor.
" ...Nereye gideceğini bilmediğinden, önüne çıkan ilk kasabalıya Roke Okulu'nun müdürünü nerede bulabileceğini sordu. Adam onu şöyle yan gözle uzun uzun süzdükten sonra, 'Akıllıya soru gerekmez; aptal ise boşuna sorar,' deyip yoluna devam etti..."
"...genellikle Ged konuşmalarını, Ogion'un ona yıllar önce bir sonbaharda, Gont Dağı'nın sırtlarında söylemiş olduğu bir şeyi mırıldanarak bitiriyordu: 'Duyabilmek için, susmak gerekir'..." 


12 Ocak 2012 Perşembe

Çavdar Tarlasında Çocuklar

2012'nin ilk kitabı olarak okunan Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı çok duyup merak edip almıştım. Bende bu erkek çocuğu hikayeleri takıntı haline mi geldi bilemiyorum ama burda o küçük erkek çocuğunu iyice büyüttüm sanırım artık.
Holden'ın, ergen kahramanımız, hayata bakışı, okuldan atılışı, kardeş sevgisi, etrafındaki olaylara bakış açısı anlatılıyor kitapta. Hayattan vazgeçmeye ramak kalan ruh hali söz konusu. Duygusal ağırlığı oldukça yüksek bir kitap bence. Hani şu oluyor, bu oluyor, atlıyor zıplıyor kitabı değil kesinlikle. Aktarılan ruh hali, her bir cümle içinde gizlenmiş. 
Yalan söylemeyeyim bayılarak okumadım ama sevdim. Ördek ve donan göl hikayesi gülümsetti beni bol bol.
Bir de, haddime olmasa da, çeviriyle ilgili söylemek istediğim birkaç bir şey var; kitabın İngilizce orijinaline çok sadık kalınmış olmalı ki dublajlı bir film havası vardı. En çok da "e peki ben ne yaptım" öbeği geçiyordu ve biraz da rahatsız oldum açıkçası okurken.
" Ona geri zekalı demenizden nefret ederdi. Zaten bütün geri zekalılar kendilerine geri zekalı denmesinden nefret ederler."
"Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir."

20 Kasım 2011 Pazar

Şahane Hatalar


Eğlencelik, çerez, yarım saatlik bir kitap. Ben küçükken, okumayı ilk öğrendiğimde okurdum böyle oyunlu, sonu opsiyonlu kitaplar. Dili çok basit zaten pek bir eğlenceli tarafı yok. İki opsiyon seçerek iki kez okudum hep öldüm. Zaten hep ölünüyormuş. Yani öylesine okumuş oldum neyse.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Ölüm Pornosu

Ağustos ayı biraz verimsiz bir ay oldu ne yazık ki. İş değiştirme, tatil derken kitap aleminden uzak kalındı, hoş değil. Her neyse, Tıkanma'dan sonra okuduğum ikinci Palahniuk kitabı Ölüm Pornosu. Aslında sırada Görünmez Canavarlar, Gösteri Peygamberi falan vardı ama bu kitabın Türkiye piyasası biraz olaylı oldu. Kitap müstehcen bulundu, çevirmeni gözaltına alındı, kitap toplatılacak dendi e ben de sonra arar bulamam diye gidip aldım kitabı hemen. Koca Ağustos ayı boyunca okudum. Biraz bölük pörçük oldu ama çok da sürükleyecek bir kitap değil zaten. 

Bir porno yıldızımız var Cassie Wright. Jübilesini 600 erkekle yatarak yapmakta. Hikaye bir günden ibaret. 600 farklı erkeğin üç tanesinin ağzından dinliyoruz hikayeyi; Bay72, Bay137 ve Bay600, isimlerini kullanmıyoruz pek. Yıldızımızın kayıp bir çocuğu da var hikayede. Betimlemeler muhteşemdi. En ince ayrıntıya kadar öyle güzel vermiş ki yazar kokuları bile hissettim neredeyse. Okurken sonunda pek bir şey çıkmayacak galiba diye okurken, sonu şaşırttı beni doğrusu. Yine de son yorumum "eehhhh" olur, fazlası değil. Bu arada sansüre karşıyız. Kitap toplatılmasın, müstehcen diyenler okumasın!!!

13 Şubat 2011 Pazar

Tıkanma

Yeraltı edebiyatından bir romandı. Fight Club’ın yazarı Palahniuk tarafından yazılmış, yine değişik kurgular, atlamalar, birleştirmeler sözkonusuydu. Victor, esas oğlumuz, bir seks bağımlısı ve kendisi gibi bağımlıların bulunduğu terapi seanslarına katılıyor, faydası oluyor mu tartışılır. Annesi hasta ve hastanede yatıyor, onun hastane masraflarını karşılamak için de türlü restoranlarda boğulma numarası yaparak kendini kurtaran insanlardan sahte kahramanlar oluşturarak onların yaptığı yardımlarla kendine bir gelir kapısı yaratıyor. Annesinin gizli hayatını yazmış olduğu İtalyanca günlükten öğrenmeye çalışıyor ama gerçekleri öğrenmesi bir hayli zaman alıyor. Aynı Fight Club’ta olduğu gibi, terapide tanıştığı arkadaşı Denny’nin eve mastürbasyon yapmadığı her bir gün için getirdiği taşlarla yaptıkları tapınakla toplum üzerinde bir etki bırakılıyor. İlginç bir kitaptı yalan değil. Kurgu karmaşık olduğu için dikkatli okumak gerekiyor ama garip bir zevk alınıyor kitaptan. Anlatılan konularla ilgili verilen örnekler benzetmeler güzel.

"Harika bir kitap, doğru tanım değil ama ilk akla geleni.”

26 Ocak 2011 Çarşamba

Bülbülü Öldürmek

Bu kitabın adını bir kaç yerde “mutlaka okunması gereken kitaplar” arasında okuyup merak edip almıştım. Sonradan öğrendim filmi de çekilmiş zamanında siyah-beyaz. Kitap iki bölümden oluşuyor ve küçük kızımızın, ki kendisi 8 yaşında, ağzından anatılıyor. 

İlk bölümde Scout’un ve Jem’in maceralarını dinliyorken ikinci kısımında Atticus’un avukatlığını üstlendiği bir zencinin davası konu ediliyor. 1930lu yılların Amerikası. Irkçılık almış yürümüş, zenciler kötü, pis, tü kaka şeklinde nitelendiriliyor. Durum böyleyken, Atticus’un çocuklarını yetiştirişi, onlara karşı olan tutumu, ırkçılığın kötü bir şey olduğunu ısrarla anlatması ve bizim tüm bunları 8 yaşındaki Scout’un ağzından dinleyişimiz çok başarılı. Beyaz bir gençkıza tecavüz suçunundan yargılanan Tom Robinson’un davası anlatılıyor. Sanık zenci olduğundan avukatlığını üstlenen Atticus büyük tepkilerle karşılaşıyor ve ırkçılık konusunda kafasında kesin yargı olan insanların ne derece sığ ve hoşgörüden uzak olduklarını gözümüze sokuyor. Üzücü olduğu kadar huzurlu da bir hikaye. Severek okudum.

 Arka bahçedeki tenekeleri vurmanızı yeğlerim ama kuşların peşine düşeceğinizi de biliyorum. İstediğiniz kadar karga vurun ama unutmayın: Bülbülü öldürmek günahtır. Bülbüller yalnızca müzik üretirler, bizi eğlendirmek için. Bahçeleri yağmalamazlar. Yalnızca şarkı söylerler. Hem de yürekleri paralanana dek. İşte o nedenle günahtır bülbülü öldürmek.”

11 Ocak 2011 Salı

Alaycı Kuş

Açlık Oyunları serisinin üçüncü ve son kitabı. İkinci kitap Ateşi Yakalamakla birlikte sipariş verip aldığım için kitaba başlamam hızlı oldu, diğer kitabın son sayfasını kapatıp hemen bunu açtım ve aynı heyecanla okumaya başladım. Kitaptaki esas kızımız Katniss Everdeen isyanın ve devrimin simgesi olan Alaycı Kuş olmayı kabul ediyor. İlk kitaptan beri süregelen yaratıcı ve zeki hayal gücü bu kitapta da son sürat devam ediyor. 2050'li yılları anlatan bilim kurgu filmlerinden farksız. Seri kitapların en büyük handikapıdır ilk kitapta yakaladığı başarıyı diğer kitaplarda sürdürememek ancak bu seride durum farklı. Suzanne Collins biriktirip bir çırpıda yazmış olmalı 3 kitap da birbiriyle çok tutarlı ilerliyor. Hatta serinin devam kitaplarında ilk kitaplara yapılan atıflar zekice. Hele birinci ve üçüncü kitapta bağlanan iz sürücü arıların hikayesi var ki oldukça başarılı. Capitole karşı savaş başlıyor. Tüm imkanlarıyla Capitol 13. mıntıkaya karşı savaşıyor. Savaş sırasında kayıp çok her iki tarafta da. Kitap başından sonuna dek film tadında ilerliyor, ölen her bir kişi için ayrı ayrı üzülüyorsunuz. Sonunda mutlu bitiyor hikaye, 3 kitap boyunca zaten dorukta olan heyecan için ayrıca çok çarpıcı bir sona ihtiyaç duymamış yazar ve insanı huzura erdiren sade temiz bir son yazmış. Seri kitaplara bir müddet ara verip bir başka seri kitap hikayesinde görüşmek dileğiyle.

28 Aralık 2010 Salı

Ateşi Yakalamak

Açlık Oyunları serisinin ikinci kitabı. Serinin ilk kitabı bana ait değildi onu bitirir bitirmez ikinci ve üçüncünün siparişini vermiştim. Hemen heyecanla başladım ama araya 4 günlük bir Kartalkaya turu girince uzadı biraz. (Dağda kitaba ayırcak zaman olmuyor malum) Bu kitap da bir öncekiyle aynı heyecan fırtınası içinde alçaktan devrim kokular var ve kapıda çeyrek asır oyunları var. Kitabın içinde zekice planlar işlemekte. Devrimler için ne kadar ince elenip sık dokunması gerektiğini sokuyor yazar adeta gözümüze, hırs, örgütlenme, inanma her şey. İlk kitapta sadece oyunların işleyişine Capitol'un ülkeyi yönetim şekline odaklanıyorken bu kitapta yörünge genişliyor hikaye boyut değiştiriyor. Seri kitapları hep birlikte satınalmakta fayda var. İlk kitapla ikincisi arasında sipariş beklerken araya başka bir kitap sokmuştum ama üçüncüye geçerken sadece ikinci kitabın bitmesi yeterli oldu. Heyecan kaldığı yerden devam ediyor.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Açlık Oyunları

Bu kitabı da yine Barcelona'dayken Işılcan tutuşturdu elime. "Kızıııımm küçücük çocukları kapatıyorlar bi yere birbirlerini katledişlerini izliyorlar mutlaka oku" dedi. Bununla birlikte bir de Suskunlar'ı verdi ama onu daha okuyamadık tabi onun da sırası gelecektir. 

Olaylarımız Capitol denen ülkede geçiyor. Ülkeye ait 12 adet mıntıka, ki zamanında 13adetlermiş, ve ülkenin bu mıntıkaları sömürüşü konu ediliyor. Her bir mıntıkanın ülke ekonomisine belirli misyonları var. Bizim esas oyuncuların mıntıkası yani onikinci mıntıka da maden ocaklarıyla katkıda bulunuyor Capitol ekonomisine. Her yıl ergen çocuklardan bir kız ve bir erkek olmak üzere kurayla alıyorlar her bir mıntıkadan ve sonunda yaşayan tek bir kişi kalana kadar tüm birbilerini katledişlerini ekranlardan seyrettiriyorlar tüm halka. 

Anlatım edebi olmamakla birlikte birinci tekil şahsın ağzından yani Katniss Everdeen'in ağzından yazıldığı için bir çırpıda okunabilen kitaplardan. Yine bu kitabımızda da fantastik anlatımın yanı sıra aşk tabiki de var. Zamanında Aysu'nun bana izlettirdiği Jim Carey'nin The Truman Show'unun tadını aldım kitabı okurken. Arena onu yönetenlerin elinde olduğu için her şeyleri istedikleri gibi değiştirebliyorlar. Kurulan küçük dünyanın tanrısı oluyor Capitol. Dereleri kurutup, ani yağmurlar yağdırıp ateş topları fırlatabiliyorlar her yerden. Kitap bir üçlemenin parçası devamı da okunacaktı elbette. Üçlemelerin hepsinde olan ilk kitabın tadı başkadır hissiyatı bunda da geçerli olacak mıdır, göreceğiz.