Dayak yedim, bariz dayak yedim. Chuck Palahniuk, okuduğum ilk iki kitabından sonra ilk kez feci dövdü beni. Mazoşistçe de bir zevk aldım orası ayrı konu. =)
Herkesin her zaman tam olarak sevmeyebileceği şeyleri okumayı seviyorum, absürd edebiyat, yeraltı edebiyatı vs vs. İşte asıl yer altı ne bu kitapta tam anlamıyla gördüm.
Yüzü silahla yaralanan Shannon’un başına gelenleri okuyoruz. Ama öyle su gibi akıp giden bir hikaye değil. Sayfa numaraları sanki 1, 2, 3, gibi değil de, 1, 78, 13, 189 gibi gidiyor. Bir ileri bir geri, bir başa bir sona. O yüzden hızlı okunmazsa büyüsüne kolay kapılanacak bir kitap değil.
Shannon’un abisi Shane’in hikayesini okuyoruz.
Shannon’un en yakın arkadaşı Evie’nin hikayesini okuyoruz.
Shannon’un sevgilisi Manus’un hikayesini okuyoruz.
Shannon’un hayatındaki Prenses Brandy Alexander’ın hikayesini okuyoruz.
Ellis, Seth, Alfa Romeo, Hewlett Packard ve diğerleri.
Hikaye karmakarışık yumak haline geliyor ve sonra öylesine hızlı çözülmeye başlıyor ki neye uğradığını şaşırıyor insan.
İnsanların aslında göründükleri gibi olmadıklarını anlatan başarılı bir popüler kültür eleştirisi. Cinsiyet ve seks kavramlarına bambaşka bakış açıları. Kıskançlıklar ve “başkası gibi” olabilmek uğruna göze alınanlar. İnanılmaz.
Kitapla ilgili tek eleştirim var ki o da Türkiyede’ki yayın evi ve çevirmenle ilgili; İlki “emlakçi” değil “emlakçı”. İkincisi de kitabın sonlarına doğru bir cümlede yazılmak istenen “düşündüğüm” kelimesi hiç bir şekilde dikkat edilmeden “düşündbssssssssssssüğüm” şeklinde yazılmış. Cümleyi ilk okuduğumda acaba bir şey mi demek isteniyor yazım yanlışı değil mi ki diye düşündüm ama bariz yanlış sanıyorum ki. Zaten yapacağım eleştiri kesinlikle kitabın içeriğiyle ilgili olamazdı.
“Seth dikiz aynasından göğüslerime bakıp ‘ İnsanlara haftasonu tatilinde ne yaptıklarını sormamızın tek nedeni, kendi haftasonu tatilimizi anlatma isteğimiz,’ diyor.”
“Kimden nefret edeceğimizi bilmediğimiz zamanlar kendimizden nefret ediyoruz.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder