Kolombiya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kolombiya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2013 Pazartesi

Kırmızı Pazartesi

Bu kitabın benim için çok garip ve eski bir hatırası var. Zamanında eskiden sevdiğim biri tarafından bana verilmişti okumam için. Nedense okumadan geri vermiştim. Hatta o sıralar şehir tiyatrolarında oyunu da oynanıyordu yanlış hatırlamıyorsa. Bundan bir 5 sene öncesi. Gerçekten hızlı geçiyormuş zaman vay anasını. Tıpkı bu kitap gibi hızlıca bitip geçivermiş o 5 sene.

Santiago Nasar'ın bir Pazartesi günü gerçekleşen ölümünü okuyoruz. Aslında bir namus cinayeti ama maktulun suçlu olup olmadığı kitabın başından sonuna bir muamma, biz de okuyucu olarak bilmiyoruz, o gün o olayları Santiago Nasar ile birlikte yaşayanlar da.

Aslında o dönemlerde insanların tutuculuğunu gösteren ibretlik bir hikaye benim gözümde. O kadar insanın aslında bu ölümü engelleme şansları varken, basiretlerinin bağlanması, kiminin müdahale etmek istememesi, kiminin müdahale edememesi hepsi bir araya gelince gerçekleşen bir cinayet. Bağlantılar harika, hikayenin başka gözlerden okunması, sanki bir sahneye başka kameralardan bakarak bir filmi izliyor gibi hissedilmesi kısacık hikayeyi hızla okunur kılıyor.

Kitabı e-book olarak, ekrandan okudum. Ama hazırlayan kişi kitabın dizgisini o kadar sallapati yapmış ki, yazım yanlışları başımı döndürdü doğrusu. Yine de somut somut sayfalara dokunarak okumak gibi olmuyor, ekrandan kitap okumak.

15 Mayıs 2011 Pazar

Albaya Mektup Yok

Yavaştan Marquez ısınmalarına Benim Hüzünlü Orospularım ile başladığım bir diğer kitap da Albaya Mektup Yok 80 sayfalık incecik bir kitap. Tabiri caizse bir solukta okunuyor. Kısa, küçük, güzel ve sıcak bir öykü. Romanlardan aldığım tadı ve hazzı alamıyorum öykülerden ama bu öykünün samimiyeti hoşuma gitti. 

Her okuduğum hispanik kitaptan sonra olduğu gibi bunda da keşke Kolombiyalı Marquez'in elinden çıkan orijinal İspanyolca metni okuyabilecek seviyede olsaydı İspanyolcam diye dövündüm ama ne çare. Umudu kaybetmemenin ne demek olduğunu yer yer çaresizliğin bu şekilde üstesinden gelindiğini anlatıyor. Her cuma sabırla 15 yıldır beklediği mektubun geleceği umuduyla uyanan bir albayımız var. Marquez'in daha önceki kitabında olduğu gibi yine ana karakterlerimizin isimlerini bilmiyoruz, albay ve karısı olarak tanıyoruz onları. Gelmeyen mektupla ve "elinin körü" tabiriyle sonlanıyor kitap. Sevimliydi.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Benim Hüzünlü Orospularım

Bir gün içinde başlayıp bitirdiğim bir kitap oldu. Adını bilmediğimiz ihtiyar delikanlımızın 90. yaşgünü için kendine armağan olarak bakire bir kız istemesiyle başlıyor kitap ve bu yaşında ilk kez hissettiği aşk duygusunu anlatıyor. Vay anasını diyebileceğim bir kitap değildi ama beni biraz da olsa yaşlanma, o yaşta hayata bakma, daha önce yapabildiğin şeyleri artık yapabilme yetisine sahip olamama gibi şeyleri düşünmeye itti. Yazarın diger kitapları da yolda siparişler gelsin onları da okuyacağız.