Evet ben de Behzat Ç. efsanesine kıyıdan köşeden girmiş bulunuyorum. Ama iyi ki bu kadar geç girmişim ve diziyi iyi ki hiç izlememişim. Çünkü her şeyden bu kadar bihaber olmasaydım kitabın sonundaki o temiz tokadı yiyemeyecektim. Behzat Komiser için kitabın arkasında da açık ve net bir tanımlama yapılmış aslında çok fazla bir şey söylemeye de gerek yok. Müzik yerine telsiz dinleyen bir adam. Cinayet masasında görüp geçirmediği yok ve her komiser gibi ailesi bölünmüş ve parçalanmış.
Polisiye bir roman olmasına rağmen Ahmet Ümit kitapları gibi katili bulmak için okunmuyor kitap. İçki masası sohbetleri, polis teşkilatının iç oyunları için çeviriyorsunuz sayfaları hızlı hızlı ki nitekim tokat da cinayetin çözülüşüyle değil bambaşka bir olayla patlıyor suratınızda. Emrah Serbes'in Erken Kaybedenler'iyle başladık ve bunun hemen arkasından da Son Hafriyat'la devam edeceğiz. Arkasından da diziyi başlarız seyretmeye: Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi Season01Episode01. =)
"...Gecelik'i, mesleki gözlüklerini bir yana bırakarak, kim şüpheli, kim tehdit etmiş demeden okudu ilk defa. Ona da hak verdi, bu ne biçim dünya! En sevdiği cümle: 'Çocuğun ellerinden kaçan uçan balon, fotoğrafı çekilebilecek en hüzünlü an'..."
"Her aşk kendini yaşar
Çaldığın kapı kapanır sonunda
İçinde bir sen bulursun
Büyümüş, anlamış, yorgun...
Ezginin Günlüğü, 'Küçüğüm'....."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder